
BAZI albümler yayınlandıkları sırada yaşadıkları başarının sarhoş sularında boğulup unutulurken, bazıları her 5-10 yılda bir hatırlanıyor. Efsane İngiliz punk rock grubu The Clash’in London Calling albümü de ikinci kategoriye giren cinsten.
Albüm, yayınlanışının 30. yılı şerefine, CD ve DVD versiyonuyla düzenlenerek Sony Müzik’ten yeniden çıktı. 70′lerin ortasında, İngiltere’de dönemin ağır ekonomik koşulları altında gelecekleriyle ilgili kaygılı, çoğunlukla işçi sınıfı ailelerinden gelen gençlerin başlattıkları punk akımı, müzik ve yaşam tarzı olarak tüm dünyaya yayılıyordu. Anarşist ve nihilist felsefi öğretilere meyleden akım içinde doğan The Clash aslında müziğiyle ve felsefesiyle de başta akımın en önemli ismi olarak görülen Sex Pistols’tan ve aynı kuşaktan diğer topluluklardan ayrılıyordu. Topluluğun üçüncü albümü London Calling bunu en iyi göstergesi. Müzikal olarak basit punk ritimlerine saplanmayan, rock, reggea, ska ve funk melodilerini punkla harmanlayarak başka bir lezzet ortaya koyan albüm, şarkı sözlerindeki içerikle de, nihilizmden farklı olarak içinde bulunulan zaman ve gelecekle ilgili daha devrimci ve politik bir tutum takınıyor. Tabii bütün bu farklı tarzın mimarı, topluluğun vokalisti Joe Strummer’ın payını da es geçmemek lazım. Babasının görevi nedeniyle Ankara’da doğan ve 2002′de, 50 yaşında iken hayata veda eden Strummer, Marksist olduğunu her fırsatta dile getiren bir müzisyendi ve şarkı sözlerinde düzen karşıtlığı onun için önemliydi. Albümle aynı adı taşıyan ve 1979′da Pennsylvania’daki nükleer reaktörde meydana gelen kazaya göndermede bulunan London Calling, İspanya İç Savaşı’nı konu edinen Spanish Bombs, düzen karşıtı Working and Waiting, sözleriyle bunu ortaya koyuyor. Albümün bir diğer özelliği müzikal renkliliği. Reggea ritimli Revolution Rock, klasik rock’n roll ritmiyle Rudie Can’t Fail, melodik yapısıyla Guns of Brixton, hüzünlü melodisiyle The Card Cheat‘i bir arada dinleyebilmek iyi bir fırsat. The Clash 1986′da dağıldı ama Thatcher ve Reagen’ın uyguladıkları politikaların tüm dünyayı başka bir evreye sürüklediği bir dönemde, 10 yıl boyunca gençlerin giderek cılzlaşan muhalif sesinin enternasyonel anlamdaki en önemli birkaç temsilcisinden biri olarak üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi. 30 yıl sonra bugün o yıllarda temeli atılan politikaların izleri dünyayı başka sorunlarla baş başa bıraksa bile muhalif bir enerjiyi solumak istereniz The Clash’in
‘çağrısı’na kulak verin.










